Dün kalabalıkta
Sevmekten yorulmaktayım.
-Cahit Zarifoğlu
Dün kalabalıkta
Sevmekten yorulmaktayım.
-Cahit Zarifoğlu
“Telefonla konuşmayı beceremem” diyen bana bile o koltukta saatlerce kulağında telefonla oturmayı sevdirdin.
Ve şimdi sen “Günaydın” demedin diye başlamayan sabahlar var.
Bugün alışverişe gittim. Ulan mal mal geziyorum, bi de diyetteyim diye giydiğim hiçbir şeyi beğenmiyorum çok şişmanın triplerindeyim.
Neyse nerden olduysa oldu, bi erkek reyonuna düştüm. Annem nasıl gömlekler var, nasıl güzeller. Resmen neşe kaynağı. Dedim birine alacağım ben bu gömleklerden. Ama kime? Oturdum düşündüm. Düşündüüüm,düşündüüüm,düşündüüüm. Sonra çevremde “Al içimden geldi,sana hediye aldım” diyebileceğim birinin olmadığını anladım. O gömlekler orada kaldı, ben de yalnız ve şişman olarak mağazayı terk ettim.
Bu da böyle bi anımdı ayrıca.
Sabah 7.30 treninin heyecanı çok başka.
Ankara Gar’dasın mesela, sabah 5’te uyanmış, hazırlanmışsın.Hatta uyanmayı bırak, uyuyamamışsın bile.
O trenle ilgili her şey çok güzel.
Yanında oturan kadının sohbet etme çabaları, ayaklarının dibindeki sırt çantası, yağmur damlalarının tuhaf bir biçimde hareket ettiği camlar.
1 saat 45 dakika bu kadar heyecanlı biri için uzun bir yolculuk süresi.Ama bilmediğin bir şehrin garında seni 1 saat 45 dakika boyunca bekleyen biri olduğu düşünmeye başladığın an zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorsun.
Zaten o trenden indiğin andan itibaren zaman kavramın değişiyor.Edebiyat dersinde uzayan dakikalar, her şeyi bir güne sığdırmaya çalışan iki insana yetmiyor bile.
Sonra yine bilmediğin o şehrin garındasın.
Bu sefer 21.45 treni için.
O tren güzel değil mesela.
Sırt çantan çok ağır, ayakların gitmiyor. Yanındaki koltuk bu kez boş.
Dönüş yolculuğunun burukluğu da çok başka mesela.
1 saat 45 dakika ağlamaklı, belki bir şey olur da geri dönmek zorunda kalırız diye düşünmekle geçiyor.
Adı Yüksek Hızlı ya, hemen kolundan tutup Ankara’ya sürüklüyor seni.
Ardından yine Gar.
Ve ertesi gün.
07.30 yorgunluğu.
şeklindeki cümlemi tamamlayamadım bile.
öyle mutluyum yani.
Ben ‘ilk fotoğrafımı’ buldum bugün.
7 Şubat 1995 tarihli.
8 haftalık falanmışım.
Bu arada, alt komşumuz ölmüş.
Yani?
Hayat tuhaf.